Anadolu ArkeolojisiArkeolojiProtohistorya ve Önasya Arkeolojisi

En Eski Doğu Karadenizliler

Hikaye Öne Çıkanlar
  • Doğu Karadeniz'deki Arkeolojik Çalışmalar
  • Doğu Karadeniz'de İzi Sürülemeyen Dönemler
  • Bölgede Yaşayan İnsanların Sosyal Yapısı
  • Bölgede Yaşayan İnsanların Yerleşik Hayatları
  • Bölgedeki İktisadi Hayat ve Üretim
  • Bölgenin İnanç Dünyası ve Mitolojisi

Doğu Karadeniz, coğrafi özelliklerinden dolayı arkeolojik araştırmalar yapılması zor hale geliyordu. Bu da bize arkeolojik alanda geri kalan bir bölge olduğunu gösterir. Hepimiz biliyoruz ki; Doğu Karadeniz bitki örtüsü bakımından çok yoğun bir bölgedir ve bu yoğun bitki örtüsü sayesinde arkeolojik kazıların az sayıda olmasına sebep oluyor.

İlk bilimsel arkeolojik kazılar 1918 yılında Trabzon’da, Artvin’de 2009 ve Ordu Kurul Kalesi’nde 2010 yılında başlatılmıştır. Bu da demek oluyor ki; Doğu Karadeniz’de sistemli ve düzenli çalışmalar diğer bölgelere nazaran çok daha geç ve yeni başlamıştır. Bu bölgede yapılan araştırmalar sonucu Yunan kolonileri, Roma ve Orta Çağ dönemleri en çok konu edinen çalışmalardır.  

Doğu Karadeniz’deki Arkeolojik Çalışmalar

M.Ö. 11. yüzyıla ait olan çivi yazılı metinler ve Antik Çağ kaynaklar aracılığıyla bölge için Klasik Çağ ifadesi kullanılmaktadır, fakat bu yaklaşımı gözle görülür hale getirebilecek bir arkeoloji veri belgelenmemiştir.

Doğu Karadeniz’de ses getiren bir çalışma duymak ister misiniz? Bence kesinlikle istersiniz. Bu ses getiren çalışma Trabzon’da olmuştur. Temel bir kazı esnasında Roma Dönemi’ne ait kalıntılar bulunmuştur ve bu kalıntılar Hermes Tapınağı’na ait olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca burada bulunan bronz bir Hermes heykeli Trabzon müzesinde sergileniyor. Bu çalışmanın ses getirmemesi imkansız değil mi?

Gümüşhane ve Bayburt’ta yapılan yüzey araştırmaları M.Ö. III-I. binyıllara tarihlenen  yerleşimin olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır.

Doğu Karadeniz’de İzi Sürülemeyen Dönemler

Doğu Karadeniz de Mitoloji’de bahsedilen Nuh Tufanı adı verilen konuya göre 8400 yıl önce tufan ile su seviyesi aynı anda yükselmiş ve tüm yerleşim yerleri su altında kalmıştır. Bu mitolojiye göre de bölgede Neolitik Dönem’e ait bir şey bulunmamıştır. Ne olursa olsun Neolitik Dönem’de bu bölgede yaşayanlara ve yerleşim yerlerine ne olduğu halen daha bilinmemektedir. Sanki bir sır gibi ortadan kaybolmuşlardır.

Kalkolitik Dönem ise izi sürülemeyen bir başka dönemdir, fakat bu bölgede ıssızlığı Malatya’da yapılan kazı çalışmaları değiştirmiştir. Yukarı Fırat Bölgesi’nde işçi sınıfının ortaya çıktığı belgelenmektedir.

Bölgede Yaşayan İnsanların Sosyal Yapısı

Bu bölgede yaşayan insanlar göçer topluluklardır ve madencilik faaliyetleri ile ilgilenmektedirler. M.Ö. IV. binyıl tabakalı göçer karakterli gruplar, M.Ö. III. binyılın başında Arslantepe’ye yerleşmiştir. Sadece madencilik değil, yarı göçebe hayvancılıkla da ilgileniyorlardı. Arslantepe’de yaşayan toplulukların en belirgin özelliği kırmızı-beyaz açkılı çanak çömlekleriydi. Bu çanak çömlek grubu fırınlama tekniği ile yapılmaktaydı ve zıt renkli seramik geleneğini oluşturmaktadır. İç ve dış yüzeylerinin renkleri farklıdır. Sadece Arslantepe’de değil, Doğu Anadolu’da yer alan höyüklerin M.Ö. III. binyıl tabakalarında da “kırmızı-siyah açkılı” çanak çömlek grubu tespit edilmektedir.

M.Ö. II. binyılda Kaska toplulukları yerleşik hayata uyum sağlayamamışlardır ve göçebe yaşam tarzları olduğuna inanılmıştır. M.Ö. III. binyılın sonlarına doğru doğru Transkafkasya göçebe topluluklarının çadır ve kulübe yerleşimlerinin izlerinin bulunması Kaska yerleşiminin özelliğini de bize gösteriyor. Ayrıca Kaska topluluğu hakkında ise çok az bilgi vardır.

Bölgede Yaşayan İnsanların Yerleşik Hayatları

Bu bölgede yerleşim sistemleri hakkında en eski bilgiler Orta Karadeniz’den gelmektedir.

Bölgenin sık ormanlık alan olması ve dağ sıralarının sahilden sonra yükselmeye başlaması yağmurlu ve rutubetli bir iklimi oluşturur. İkiztepe mimarisinde de bu coğrafi etmen ‘çantı’ ya da ‘çatma’ denen ahşap mimari olarak adlandırılır. Geç Kalkolitik Çağ’da büyük genişliğe sahip yapılar varken ilk Tunç Çağı I’in sonuna doğru yapılar küçülmüştür. Ayrıca “atölye” ve “kutsal alan” olarak tanımlanan mekanlar ve ortak kullanılan büyük fırınlar da vardır.

Erken Transkafkasya kültür mimarisi Bayburt yakınlarındaki Büyüktepe höyüğünden anlaşılmaktadır. Bu bölgede yarı göçebe halk yaşıyordu ve Büyük Tepe Höyük’ü geçiçi kamp tipi transit merkez olarak tanımlanmıştır. Taş bloklardan yapılmış daire biçimindeki duvarlar saptanmıştır. Bu saptanan mimari çadır kurmak için hazırlanmış olan alan ile ilgili geçici yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir.

Kaskalar, yaylacı ve göçebe bir yaşam tarzına sahip olabilirler ve meralı veya vadili alanlarda konaklama yapıldığı düşünülmektedir. Bu topluluklar daha ılık ve korunaklı yerlerde konaklama yapıyorlardır.

Bölgedeki İktisadi Hayat ve Üretim

İkiztepe verilerinde yerleşimde dokumacılığın önemli bir faaliyet olduğunu ortaya çıkmıştır. Ayrıca İkiztepe erkekleri daha çok et ile beslenirken kadınlar ise bitkisel ve su ürünleri ile beslenirler fakat tahıllar bu İkiztepe insanları için önemli bir besin değildir.

Erken Transkafkasya kültüründe ise temeli hayvancılık olan ve tarımsal bir geçinme şekli vardır.

Kaška topluluklarında temel geçim kaynağı da aynı Transkafkasya kültürü gibi hayvancılık olduğu söylenebilir. Ayrıca çivi yazılı  metinlerinde dokumacılık ile uğraştıkları da ortaya çıkmıştır.

Bölgenin İnanç Dünyası ve Mitolojisi

İkiztepe Geç Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı yerleşiminde kutsal mekanlar vardır. Bu mekanların tabanlarında dairesel sunaklar bulunmaktadır ve sunakların yanında hayvan ve kadın figürinleri vardır.

Erken Transkafkasya kültürünün dini ve inanç sistemi de tam olarak belirlenememektedir. Bunun sebebi ise tapınak ya da tapınılan bir yerin tespit edilememiş olmasıdır, fakat ev olarak nitelendirilen mekanların için de ocak kenarlarında kil figürinlerin ve kemiklerin olması dinsel uygulamaların olduğunu gösterir. İnanç uygulamaları ise ev içi tapınımlardır. Antropolojik yaklaşımlar ateşin erkek, ocağın ise dişi niteliğinin olabileceğini öne sürmektedir.

 Kaška toplumundaki inanç dünyasına ile ilgili bilgiler de oldukça azdır. Sadece Hititçe çivi yazılı metinlerde Kaška tanrıları ile ilişkin bilgilerden hareketle onların yerli Anadolu veya Hatti tanrıları ile benzer çok tanrılı ulusa sahip oldukları düşünülmektedir.

Arkeolojik araştırmaların yeni başladığı bir bölgede, en eski Doğu Karadeniz’i size tamamıyla anlatmak inanın mümkün değildir. Doğu Karadeniz arkeolojisinin tüm sırrının ortaya çıkması ancak düzenli ve sürekli yapılacak olan çalışmalara bağlıdır.

Kaynaklar:

Çalışkan Akgül, H. (2016), “Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesinin Prehistoryası: Bir Terra Incognita Analizi”, Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 21, ss. 9-26.

Çalışkan Akgül, H. – Demirel, S. (2018), “En Eski Doğu Karadenizliler”, Doğu Karadeniz’de Toplumsal Yapı, Kültür Ve Gündelik Hayat, M. Yavuz Alptekin, Editör, Serander, ss. 7-22

Nergis Ersoy

Arkeopedia Genel Yayın Yönetmeni. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Arkeoloji Bölümü Öğrencisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu